KAYSERİ HAKKINDA Kİ ŞİİRLERİM

ULU KAYSERİ

Dört bin yıllık tarih yaşadın, şanla,

Yaşınla ünlüsün ulu KAYSERİ.

Yoğruldun her soydan kavimle, kanla,

Tarihler seninle dolu KAYSERİ.

                  * * * * *

Her millet seninle bir devlet kurdu,

Gücünü denedi sende her ordu,

Hititler yıllarca başında durdu,

Sen oldun şöhretler yolu KAYSERİ.

                  * * * * *

Bir zaman yaşadın, Asurlularla,

Etrafın çevrildi, güçlü surlarla,

Boğuştun bir zaman seller, sularla,

Sendin Romalının kolu KAYSERİ.

                  * * * * *

Bilmem dertli başın kaç devlet gördü?

Bizanslılar kaç yıl devrini sürdü?

Emevi, Abbasi seninle hürdü,

Sendeydi devletin bol’u KAYSERİ.

                  * * * * *

Bir dönem baş eğdin ETNA kullara,

Beşiklik üslendin, çok ululara,

Bir dönem yurt oldun Selçuklulara,

Dinmedi başından dolu KAYSERİ.

                  * * * * *

Karamanoğullarından kurtuldun,

Dulkadiroğullarından ne buldun

Akkoyunlular dan dersini aldın,

Oldun Osmanlının kulu KAYSERİ.

                  * * * * *

Yapmak mümkün müdür şiirle methin?

Çok günler yaşadın çileli, çetin.

Şimdi hayranısın Cumhuriyetin.

Sen anlat,Tarihin dili Kayseri

 

KAYSERİ

 

Başına takılı taçtır Erciyes,

Güzeller güzeli ilim KAYSERİ,

Cana candır Tekir’inde tek nefes,

Dönmez tarifine dilim KAYSERİ.

                  * * * * *

Câmilerin kucak açar göklere,

Sanayiin hizmet sunar kentlere,

Ticaretin şöhret salmış yurtlara,

Sende öğrenilir ilim, KAYSERİ.

                  * * * * *

Payı büyük eserlerde SİNAN’ın,

Şifâ da eli var İBN-İ SİNA’nın,

Nakış nakış işlenmiştir her yanın,

Ustaca dokunmuş kilim KAYSERİ.

                  * * * * *

Sen çekersin ancak garipler kahrı,

Erciyes’tir suyun menbağı, nehri,

Ulema yatağı, yatırlar şehri,

Gönlümün sevdâsı gülüm KAYSERİ.

                  * * * * *

Recep Çalkaner’im yaşadım sende

Hayranın sây beni bende nim bende

Son arzum senden bu kabul etsen de

Yatsa kollarında ölüm kayseri

 

ERCİYES

Toroslar’dan gelir soyun,

Şifâ vericidir suyun,

Aman dinlemez soğuğun,

Ayaz kaynağı Erciyes.

          * * * * *

Ağustosta olur karın,

Nedendir bitmez efkãrın,

Bulutlar mı senin yãrin,

Sarar başını Erciyes.

          * * * * *

Akıllar ermez yaşına,

Kuşlar konamaz başına,

Senin mağrur duruşuna,

Bakan ürperir Erciyes.

          * * * * *

Önün kartınlıktır senin ,

Derde derman olur seyrin,

Suyu senden gelir şehrin,

Kar’ın yatağı Erciyes.

          * * * * *

Ne güzel yaratmış Tanrı,

Bilmiyorum eşin var mı ?

Senin konuğun hep kar mı?

Gelmez baharın Erciyes.

 

KAYSERİLİ OLMAK

 

Zorlukları aşmak için,

Kayserili olmak yeter.

Başarıya koşmak için

Kayserili olmak yeter.

          * * * * *

Kıvrak zekâ, fikir için

Soylu sevda, zikir için

Yaratan’a şükür için

Kayserili olmak yeter.

          * * * * *

En güzel bir üretici

Hesaplı bir tüketici

Olmak için yönetici

Kayserili olmak yeter.

          * * * * *

Çalışkanlık ana hatta

Ustadır her zanaatta

Kazanç bulur kanatta

Kayserili olmak yeter.

          * * * * *

Vardır sohbetinde hoşluk

İş ehlidir yapmaz boşluk

Olmasa da okumuşluk

Kayserili olmak yeter.

 

MANTINÂME

 

Kayseri’nin mantıdır has yemeği,

Beş altı yemeğe bedel emeği.

Çok severim misafirle yemeği.

 

Sarımsaklı yoğurt , üstü sumaklı

Gelinlere benzer , yüzü duvaklı.

 

Mayasız hamurdan olur bezisi.

İştah açar sinilerde dizisi,

Yiyenin midede kalmaz sızısı

 

Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,

Gelinlere benzer , yüzü duvaklı

 

Ufak ufak dolar içleri etli,

Yemeğe doyulmaz tatlı mı tatlı,

Kıymetlidir baklavadan, kırk katlı

 

Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,

Gelinlere benzer , yüzü duvaklı

 

Bir tahta kaşığa sığarmış kırkı,

Minik mantıların tükendi ırkı,

Mantıda bilinir kadının farkı,

 

Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,

Gelinlere benzer , yüzü duvaklı

 

Olsa da her yerde mantının adı

Kayseri’ye hastır lezzeti tadı

Asırlar geçse de dolmaz miyadı.

 

Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,

Gelinlere benzer , yüzü duvaklı

 

 

ESKİ GIDALAR

 

Yıllardır yemedim pıt pıt yemeği,

İçli bazlamaya doyamadım ben,

Bulamaçtır bizim evin direği

Kaşıkta kırk mantı sayamadım ben.

* * * *

Değişti mi bilmem kuskusun adı

Damağımda hala topalak tadı,

Proğ mantısının silinmez yadı,

Nevzine basmaya kıyamadım ben.

* * * *

Pastırma evlere uğramaz oldu,

İrişkik içine tüm karın doldu,

İntilacı biber, kof çaman kaldı,

Tadını dünyaya yayamadım ben.

* * * *

Düğürcük sofrayı terk etti hepten,

Dolazlar dolandı devrildi, kalpten,

Turşu kap değişti ,çıkmıyor küpten,

Kara pürçüklüden cayamadım ben.

* * * *

Hileli gıdalar çıktı çıkalı,

Kalpler çalışmıyor, damar tıkalı,

Mideler ülserli, gastrit vakalı,

Bir kaşık pekmezi yiyemedim ben.

 

YAZ HAYALİ

 

Gönül arzuladı bağda olmayı,

Çubuklar engir’i salsa da yesek

Bırak maya hoşu ekşi elmayı,

Goruklar alaca olsa da yesek

* * * *

Mide rahat etmez hazır ekmekten,

Doyulmaz acele pişen yemekten,

Erinmeden, kaçılmasa emekten,

Börek aşı, mantı dolsa da yesek.

* * * *

Yaksın ocakları söylen özleme,

Atın patatesler olsun közleme,

Şöyle güzelinden içli bazlama,

Birisi samırsak çalsa da yesek.

* * * *

Ocak yanar, gözler yaşlı hey gidi,

Gilamada tütünü de ne idi

Aman biraz ince açın şebit’i,

Yağlamaya yoğurt kalsa da yesek.

* * * *

Kemer patlıcan da kuzeti, pehli,

Pişer melhem gibi az ala yağlı,

Vurgu yemeğinin başkadır hali,

Misafir yerini alsa da yesek.

* * * *

Oldolacak bayram etsin şu mide,

Kayısıyla tut sallasalar bi de,

İki kaşık alınmaz mı aside,

Pekmezli nevzine gelse de yesek.

* * * *

Şu kalaylı aşırmayı götürün,

Kuyudaki karlı sudan getirin,

Seki duldasına beni yatırın,

Kalanlar akşama kalsa da yesek.

 

TURŞUMUZ

Güz geliyor hazırlıklar başlasın,

Yoğun olur bu aylarda kışımız.

Odun, kömür dert de sen en baştasın

Çünkü çetin bu şehirde kışımız

* * * *

Yakacaklar yerleşmişken bıcağa, (Dip oda)

Salça işi kalmamalı sıcağa,

Güneşlerde dayanılmaz ocağa,

Sakınalım ağrımasın başımız.

* * * *

Bu sene ki pekmezimiz pek duru,

Güvelenmez kayısımız çok kuru,

Sekiz batman yetmez mi gilaburu?

Ekşi olup kamaşmasa dişimiz.

* * * *

Aş makarna iki çuval un yuttu,

Komşu patlıcanı damda kuruttu,

Bu sene ki kışlığımız çok tuttu,

Yaza kadar yetişmeli aşımız.

* * * *

Budur usulümüz, bu ananemiz,

Misafirsiz kalmasın hiç hanemiz.

Çorba için kurudumu nanemiz?

Soğuklarda sıkışmasın başımız.

* * * *

Bilmiyorum neden uyduk çocuğa?

Baharatı çok doldurduk sucuğa,

Malettik Allahdan ikibukuğa (milyon)

Bizimki boz oldu” diyor komşumuz.

* * * *

İğdeyi topladık, tut kuruttuk mu?

Bilmem ki hesabı iyi tuttuk mu?

Söyleyiniz başka şey unuttuk mu?

Kafamızda kalmasın hiç kuşkumuz.

* * * *

Değil bebelerin gözleri delik,

Kimseyede imrenmezler üstelik,

Amma illa yapılmalı çökelik

Kurulmalı illa kelek turşumuz

 

    BAĞCILIK HATIRASI

 

Bağa göçme zamanı geldi mi pek coşardık,

Haftalar öncesinden hazırlığa başlardık.

Har hazın tedâriki yapılırdı ilk önce,

Planlar yapılırdı düşünüp, ince ince.

Sofa’nın ortasına sandıklar çekilirdi,

Yonu yastıklarımız yanına dikilirdi.

Şehirde kalacaklar yüklenirdi üst üste,

Mitil’ler, melefe’ler örtülürdü en üste.

Hepsinin üzerine iskembi yorganımız,

İşte mâhraç da hazır, rahat etsin canımız.

Komşular dolaşılır, kırmış isek bilmeden

Helallık alınırdı arabacı gelmeden

Herşeyler hazır diye uçuyorken neşeden,

O an at arabası görünürdü köşeden.

İlk önce arabaya yerleşirdi kap, kacak,

Bohçalar verilirdi sonradan kucak kucak.

Sarmalanmış yataklar üst üste verilirdi,

Bağlanır dört yanından, belki de devrilirdi.

Arabanın ardına ekmek sacı asılır,

Artık bağa göçenler kasılır da kasılır.

Zor belâ arabanın üzerine çıkardık,

Şehirde kalanlara hep tepeden bakardık.

-Yürüdü arabamız atımız da küheylan

“Sıkı tutunun bari düşersiniz aman lan”

Diyerek kadın anam kaygısından erirdi,

Uçuyoruz sanırken ona kim hak verirdi.

Bayırları çıkarken erirdi iç yağımız,

Ve nihayet tepede görünürdü bağımız.

Bayırın ortasında at kalmasın, dilerdik,

Belki at çekmez diye yük olmaz da inerdik.

Arabacı da iner, çeker atın başından.

Elimizde olurdu takos, cingi taşından.

Gitgide yavaşlayan araba korkuturdu,

Gider, gider bayırın ortasında dururdu.

Hemen tekerleklere cingi taş yerleşirdi,

“At az soluklanmalı” fikirler birleşirdi.

Mola biter sonunda, küheylana “deh” derdik,

Ter su içinde bayır aşılır da, “hah” derdik.

“Düzlüğe çıktık artık yolda koymaz Yaradan”

Arabacı keyifle çekerdi cigaradan.

Düzlüktü artık kalan, hem de azdı yolumuz,

Genişlerdi sonunda daralan soluğumuz.

Biraz daha giderek bağ gediğini aştık,

Bin bir sevinç içinde bağımıza ulaştık.

Gözümüzde tüterken kuyudan karlı sular,

Bir yorgunluk kahvesi getirirdi komşular.

Boşaltmak için yükü, yatakları dallardık,

Kirasını vererek arabayı yollardık.

El birliği içinde taşırdık eşyaları,

Çözülüyordu tek tek yatakların bağları,

Annem babam yüklüğe yatak yorgan kaydılar,

Sedirleri acele bir düzene koydular.

Biz sekiye minderler serdik, gölgenlik diye.

Yorulmuştuk uzandık, gölge serinlik diye.

“Yola gece çıksaydık dal öğleye kalmazdık

Araba çift at olsa böyle rezil olmazdık”.

Kulağa nenni geldi anamın bu sözleri,

Uykuya teslim ettik, yorgun olan gözleri.

Uyandık; akşam olmuş ezanlar okunmuştu,

Anam büyük tepsiye yiyecek doldurmuştu.

Yedik, içtik üstüne kuyudan karlı suyu,

Terli terli içirmez anamın titiz huyu.

Akşamın karanlığı çöküyordu ovaya,

Gecenin zevki başka, girdik ayrı havaya.

Garbit dolu çıramız ışık verirken bize,

Ergap, büyü korkusu gelirdi içimize.

Kuyumuzun başına serilirken yataklar,

Belli olmaz, geceler içinde neler saklar?

Girerdik yataklara sırt üstü, göz semâda,

Bir sessizlik çökerdi, dinlerdik söz semâda.

Üstümüze bir yorgan gibi iner gökyüzü,

İçimizden geçeni sanki dinler gökyüzü.

Gördüğümüz yıldızlar bazan kaypak kayardı,

Bazıları durmadan bize hep göz kırpardı.

Dalıp giderken böyle görünür ayın nûru,

Hiçbir varlık veremez o geceki hûzuru.

Sanki yastığa değil, koyardık yıldıza baş,

İlk geceden olurduk yıldızlarla arkadaş.

Tarifsiz heyecanla kavuşurduk sabâha,

Yaşamaktan zevk duyar hamd ederdik, Allâha.

Göğümüzü betonlar kapladı, yıkılası

Bağda geçen günlerin böyledir, HATIRÂSI…

Bir de bağcılık için söynenen türküler vardı.

Hatırımda kalanları sizlerle paylaşayım.

Bir bağ dutdum da eğri bıcakdan

Üzümü çabık yitdi sarı sıcakdan

Tırtır baba bunaltmadı yakacakdan

Kedefendi dolmuy gapdı ocakdan

Anşâlanı ergap sokdu bacak dan

Temmuz sıcağında yanan bağcılar

Makanna suyuyunan (*yunan) bağcılar

Ak guyunun başında paltanın sâl

Bir eşşeği olsadı olurdu vâli

Avrâdının ayanda yarım şak nâli

Mesârif torbası da sırtın da bağlı

Bilmem ki nolacak bunların hâli

Satamaz arkadaş avradın malı

Temmuz sıcağında yanan bağcılar

Makanna suyuyunan (*yunan) bağcıla

Çifdöğön çişmeside hor hor akıyo

Gıraç bağcılarda yan yan bakıyo

Tenike delinmişde bekmez akıyo

İrezillikde diz boyuna çıkıyo

Temmuz sıcağında yanan bağcılar

Mantı suyuyunan* yunan bağcılar

BAĞDAN İNME ANISI

Kayserili olanlar bağa göçer baharda,

Komşu yardımı vardır , kalınmaz asla darda.

Gündüzleri hanımlar gezerler niyet niyet,

Sabah , öğlen kafilesi , tutulmaz bağda diyet.

Akşamları beylerden kurulur oturmalar,

Lüküslerle hoş olur götürüp getirmeler.

Doyulmaz ay altında sohbetin koyusuna,

Sokulmaz kötülükler dostluğun kıyısına.

Bağın içinde olur pazar geldi mi herkes,

Kimi bostan çapalar , kimi ot yolar, firez

Kimisi engir alır , kimisi aşı yapar,

Kimi ocak yakmaya uğraşır , tezek toplar.

Kimi kürek , kazmayla başlar çukur eşmeye,

Doyulur mu sanırsın toprakla güreşmeye?

Mihaneler kavrulur , içlenir bazlamalar,

İnce ince şebitten yapılır yağlamalar.

Sarımsaklı yoğurtlar üzerine sürülür,

Yağlar sızar parmaktan dürüm dürüm dürülür.

Bazı ev misafirli , büyük sofra kurulur,

İlla pehliler pişer , köze yemek vurulur.

Kevgir kevgir üzümler dirmiti , hevekliği,

Bir kelek almak için dolaşır tevekliği.

Yemekler neşe ile yenilir kahkahalı,

Birileri uzaktan seslendirir kavalı.

Bir huşu bir huzurla nevzineye başlanır.

Kimi baldan , kimisi asideden hoşlanır.

Sepet, sepet kayısı toplanır misafire,

Elinin beğendiği al denilir habire.

Böyle coşku için de geçerken günler , aylar,

Güz mevsimi yaklaşır , başlar geriye saylar.

Dut, kayısı tükenir , marmelatla , pestille,

Bağ bozumu zamanı anlatılmaz ki dille.

Hevenklikler bir ayrı, karalık ayrı konur,

Parmak üzümü ayrı, gül üzümüyse onur.

Şirileğeni gider bakırcıya , kalaya,

Bağcılık hoştur amma öyle gelmez kolaya.

Şirânenin içinde üzümler ezdirilir ,

Çörü çöpü ayrılır , şiresi süzdürülür.

Koca koca leğenler yerleşirken ocağa,

Gezer gilamadalar , çirpiler bağdan bağa.

Sabahlara dek kaynar , işi çoktur pekmezin,

Bakarsın ocak yanar , kapısında herkesin.

Kimi erken kaynatmış , pestil sermeye başlar ,

Kimi köfter kurutur , uzun geceli kışlar.

Misafire koymaya kuru üzüm kayısı,

İğde, muşmula, ceviz, hevekliktir en hası.

Bağda hazırlık biter, göç günü kararlanır,

Şehire giden her şey yan yana sıralanır.

Kolay taşınsın diye denk yapılır her biri,

Bağdan göçeceklerin tez duyulur haberi.

O akşam eğlencenin tadına doyum olmaz,

Bağrışma, çağrışmadan göçü duymadık kalmaz.

Uzaklara işaret, alemetler yakılır,

Yanan boy boy ateşle ayrılık anlatılır.

Tüm çocuklar bağrışır “ biz alemeti yaktık,

Gidiyoruz kilidi kalanlara bıraktık”.

Sabah erken kalkarak, gideceğiz biz bağdan,

Size dost tavsiyesi, korununuz tosbadan.

Dağı yedik, bağ yedik yedi çölmek yağ yedik,

Biz artık göçüyoruz size kapandı gedik.

Hoş nağmeler içinde buruk olur ayrılık,

Gam değildir yinede bize dosttan gayrılık.

Sabahın seher vakti şehir yolu tutulur,

Asırlar geçse sanmam, bağcılık unutulur…

ANADOLU ÂDETİ

Hiçbir ülkede olmaz Anadolu âdeti

Saymakla bitmez örfün, geleneğin adet’i

Anâneyi sürdürür asırlardır yöremiz

Türk, İslam ahlakıdır, yaşatılan töremiz

İnsanadır tevâzu, insandır asıl değer

Dayanışma ne güzel âdetimizmiş, meğer

En kutsal bir görevdir hastaları ziyaret

Ev sahibine mahsus, misafire ziyafet

Yardımın en büyüğü olur, ev yaptırana

Hediyelerle yarış başlar kıran kırana

Doğum olur, göz aydın yarışına girilir

Kutlanır loğusalar, hediyeler verilir

Gözden korunmak için,un dan tütsü yakılır

Omuzlara iğdeden, nazarlıklar takılır

Bebeklerin omzunu süsler göz boncukları

Gözdesidir evlerin hep erkek çocukları

Çocuk evin neşesi,el üstünde tutulur

Kucaklarda taşınır, kucakta uyutulur

Büyür erkek çocuğu, gelir sünnet yaşına

Bir kaftan giydirilir, taç takılır başına

Sevinçlerin büyüğü, düğün dernek kurulur

Sünnet en büyük şeref, çifte davul vurulur

Artık erkek adayı, güller açar bahtında

Bir padişah edası olur sünnet tahtında

Maşallahlar takılır başındaki tacına

Her gelen altın takar yastığının ucuna

Budur anânemizin yükselen dostluk sesi

Budur dayanışmanın en asil göstergesi

Ay döner , yıllar aşar gelir askerlik çağı

Vatana hizmet için bekler erlik ocağı

Adı n’olursa olsun asker Mehmetçik olur

En büyük milli birlik, en kutsal milli gurur

Kurbanlık koçlar gibi kınalanır her yanı

Vatana feda olsun, vatana fedâ canı

Vedâ sırası gelir herkesle helâllaşır

Güle güle gitsine herkes hediye taşır

Davullar zurnalarla askere uğurlanır

Destek bitmez askere her ay harçlık yollanır

Vazife mutlu duygu görev aşktan mukaddes

Hoş geldine gelinir asker evine herkes

Artık oğlan annesi haklı gurur takınır

Gördüğü her güzeli ölçer,biçer,bakınır

Gelin almak gayesi,oğul evermek niyet

Aylar yıllar gezilir aday çıkar nihayet

Kız evi, oğlan evi karşılıklı ikramlar

Yuva kurmak sevaptır bunu bilir insanlar

Kimisi mutfak dizer, kimi yatak odası

Sözü var, evleneni darda koymaz Hüdâ sı

Herkes bir ayrı parça getirir ikram diye

Kimisi halı kilim, bardak, tabak hediye

Küpe, yüzük, bilezik takılır âdet bu ya

Fişeklikler dizilir geline boydan boya

Tabak, çanak, kap, kacak dostlardan karşılanır

Anadolu adeti ayakta alkışlanır.

SANAYİ

Her sabah, her sabah sana gelirim

Söylenen sözlere kandım Sanayi

İyi olan dışınmış ne bilirim,

İçine girince yandım sanayi.

Dediler ki; sanat ilmi çıradır,

Sanatkârın eli yüzü karadır

Akşam üstü cebi dolu paradır,

Az çalıştım çok yanıldım Sanayi.

Görünüşün yol açıyor mestine

Biniyorsun insanların üstüne

Nedir bize kinin, söyle kastın ne?

Bilmeyerek nazar kaldım Sanayi.

Takıldı boynuma mesleğin ağı

Sende geçti ömrümün güzel çağı

Kat kat oldu çıkmaz elimin yağı

Sabun süre süre yıldım Sanayi.

Böyle midir sanatkârın kaderi,

Silerim yeniler alnımın teri

Üç sabun eritir boynumun kiri

Yıkana yıkana öldüm Sanayi.

20/10/1972

APARTMANDA YAŞIYORUZ.

Daha ne gün göreceğiz.

Apartmanda yaşıyoruz.

Elbette öğüneceğiz.

Apartmanda yaşıyoruz.

* * * *

Eskiden yaşardık katsız

Şimdi uçarız kanatsız

Kimseler etmez rahatsız

Apartmanda yaşıyoruz

****

Gayet sağlamdır yapımız

İçten sürgülü kapımız

Duyulmaz ölsek hepimiz

Aparmanda yaşıyoruz

****

Komşularla tanışırız

Kapıda selamlaşırız

Asansörde kaynaşırız

Apartmanda yaşıyoruz

Komşu gelmez biz gitmeyiz

Komşuluk hakkı gütmeyiz

Hâl, hatırdan söz etmeyiz

Apartmanda yaşıyoruz

****

Aç oturup, aç yatarmış

Derdine bin dert katarmış

Bana ne ki derdi varmış

Apartmanda yaşıyoruz

****

Benim yaşantım şahane

Anlamam başka bahane

Karşı komşudan bana ne

Apartmanda yaşıyoruz

****

Moderiniz yoktur çözüm

Kendimedir kötü sözüm

Haksızmıyım iki gözüm

Apartmanda yaşıyoruz

KAYSERİ’DE

Eğer mutluluk ararsan,

Kayseri’de, Kayseri’de,

Şayet huzuru sorarsan,

Kayseri’de, Kayseri’de

 

Her yanımız bağ ve bostan,

Üzüm esirgenmez dostan,

El ele çıkarız yastan,

Kayseri’de Kayseri’de.

 

İç içedir seyranımız,

Düğünümüz bayramımız,

Su yerine ayranımız,

Kayseri’de, Kayseri’de

 

Kar ile dolar kuyumuz,

İkramı sever huyumuz,

Her yerde sebil suyumuz,

Kayseri’de, Kayseri’de

 

Bizdedir dostla kaynaşma,

Bize özel dayanışma,

Sanki âdet yardımlaşma,

Kayseri’de, Kayseri’de.

 

Zenginimiz sakâvetli,

Misâfir bizde kıymetli

Her ev ikramlı,izzetli

Kayseri’de, Kayseri’de.

 

Leave a Comment

Required

Required, hidden



Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to comments via RSS Feed

Pages

Categories

Links

Meta

Calendar

Kasım 2009
M T W T F S S
« Jun    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Most Recent Posts