KAYSERİ HAKKINDA Kİ ŞİİRLERİM
ULU KAYSERİ
Dört bin yıllık tarih yaşadın, şanla,
Yaşınla ünlüsün ulu KAYSERİ.
Yoğruldun her soydan kavimle, kanla,
Tarihler seninle dolu KAYSERİ.
* * * * *
Her millet seninle bir devlet kurdu,
Gücünü denedi sende her ordu,
Hititler yıllarca başında durdu,
Sen oldun şöhretler yolu KAYSERİ.
* * * * *
Bir zaman yaşadın, Asurlularla,
Etrafın çevrildi, güçlü surlarla,
Boğuştun bir zaman seller, sularla,
Sendin Romalının kolu KAYSERİ.
* * * * *
Bilmem dertli başın kaç devlet gördü?
Bizanslılar kaç yıl devrini sürdü?
Emevi, Abbasi seninle hürdü,
Sendeydi devletin bol’u KAYSERİ.
* * * * *
Bir dönem baş eğdin ETNA kullara,
Beşiklik üslendin, çok ululara,
Bir dönem yurt oldun Selçuklulara,
Dinmedi başından dolu KAYSERİ.
* * * * *
Karamanoğullarından kurtuldun,
Dulkadiroğullarından ne buldun
Akkoyunlular dan dersini aldın,
Oldun Osmanlının kulu KAYSERİ.
* * * * *
Yapmak mümkün müdür şiirle methin?
Çok günler yaşadın çileli, çetin.
Şimdi hayranısın Cumhuriyetin.
Sen anlat,Tarihin dili Kayseri
KAYSERİ
Başına takılı taçtır Erciyes,
Güzeller güzeli ilim KAYSERİ,
Cana candır Tekir’inde tek nefes,
Dönmez tarifine dilim KAYSERİ.
* * * * *
Câmilerin kucak açar göklere,
Sanayiin hizmet sunar kentlere,
Ticaretin şöhret salmış yurtlara,
Sende öğrenilir ilim, KAYSERİ.
* * * * *
Payı büyük eserlerde SİNAN’ın,
Şifâ da eli var İBN-İ SİNA’nın,
Nakış nakış işlenmiştir her yanın,
Ustaca dokunmuş kilim KAYSERİ.
* * * * *
Sen çekersin ancak garipler kahrı,
Erciyes’tir suyun menbağı, nehri,
Ulema yatağı, yatırlar şehri,
Gönlümün sevdâsı gülüm KAYSERİ.
* * * * *
Recep Çalkaner’im yaşadım sende
Hayranın sây beni bende nim bende
Son arzum senden bu kabul etsen de
Yatsa kollarında ölüm kayseri
ERCİYES
Toroslar’dan gelir soyun,
Şifâ vericidir suyun,
Aman dinlemez soğuğun,
Ayaz kaynağı Erciyes.
* * * * *
Ağustosta olur karın,
Nedendir bitmez efkãrın,
Bulutlar mı senin yãrin,
Sarar başını Erciyes.
* * * * *
Akıllar ermez yaşına,
Kuşlar konamaz başına,
Senin mağrur duruşuna,
Bakan ürperir Erciyes.
* * * * *
Önün kartınlıktır senin ,
Derde derman olur seyrin,
Suyu senden gelir şehrin,
Kar’ın yatağı Erciyes.
* * * * *
Ne güzel yaratmış Tanrı,
Bilmiyorum eşin var mı ?
Senin konuğun hep kar mı?
Gelmez baharın Erciyes.
KAYSERİLİ OLMAK
Zorlukları aşmak için,
Kayserili olmak yeter.
Başarıya koşmak için
Kayserili olmak yeter.
* * * * *
Kıvrak zekâ, fikir için
Soylu sevda, zikir için
Yaratan’a şükür için
Kayserili olmak yeter.
* * * * *
En güzel bir üretici
Hesaplı bir tüketici
Olmak için yönetici
Kayserili olmak yeter.
* * * * *
Çalışkanlık ana hatta
Ustadır her zanaatta
Kazanç bulur kanatta
Kayserili olmak yeter.
* * * * *
Vardır sohbetinde hoşluk
İş ehlidir yapmaz boşluk
Olmasa da okumuşluk
Kayserili olmak yeter.
MANTINÂME
Kayseri’nin mantıdır has yemeği,
Beş altı yemeğe bedel emeği.
Çok severim misafirle yemeği.
Sarımsaklı yoğurt , üstü sumaklı
Gelinlere benzer , yüzü duvaklı.
Mayasız hamurdan olur bezisi.
İştah açar sinilerde dizisi,
Yiyenin midede kalmaz sızısı
Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,
Gelinlere benzer , yüzü duvaklı
Ufak ufak dolar içleri etli,
Yemeğe doyulmaz tatlı mı tatlı,
Kıymetlidir baklavadan, kırk katlı
Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,
Gelinlere benzer , yüzü duvaklı
Bir tahta kaşığa sığarmış kırkı,
Minik mantıların tükendi ırkı,
Mantıda bilinir kadının farkı,
Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,
Gelinlere benzer , yüzü duvaklı
Olsa da her yerde mantının adı
Kayseri’ye hastır lezzeti tadı
Asırlar geçse de dolmaz miyadı.
Sarımsaklı yoğurt,üstü sumaklı,
Gelinlere benzer , yüzü duvaklı
ESKİ GIDALAR
Yıllardır yemedim pıt pıt yemeği,
İçli bazlamaya doyamadım ben,
Bulamaçtır bizim evin direği
Kaşıkta kırk mantı sayamadım ben.
* * * *
Değişti mi bilmem kuskusun adı
Damağımda hala topalak tadı,
Proğ mantısının silinmez yadı,
Nevzine basmaya kıyamadım ben.
* * * *
Pastırma evlere uğramaz oldu,
İrişkik içine tüm karın doldu,
İntilacı biber, kof çaman kaldı,
Tadını dünyaya yayamadım ben.
* * * *
Düğürcük sofrayı terk etti hepten,
Dolazlar dolandı devrildi, kalpten,
Turşu kap değişti ,çıkmıyor küpten,
Kara pürçüklüden cayamadım ben.
* * * *
Hileli gıdalar çıktı çıkalı,
Kalpler çalışmıyor, damar tıkalı,
Mideler ülserli, gastrit vakalı,
Bir kaşık pekmezi yiyemedim ben.
YAZ HAYALİ
Gönül arzuladı bağda olmayı,
Çubuklar engir’i salsa da yesek
Bırak maya hoşu ekşi elmayı,
Goruklar alaca olsa da yesek
* * * *
Mide rahat etmez hazır ekmekten,
Doyulmaz acele pişen yemekten,
Erinmeden, kaçılmasa emekten,
Börek aşı, mantı dolsa da yesek.
* * * *
Yaksın ocakları söylen özleme,
Atın patatesler olsun közleme,
Şöyle güzelinden içli bazlama,
Birisi samırsak çalsa da yesek.
* * * *
Ocak yanar, gözler yaşlı hey gidi,
Gilamada tütünü de ne idi
Aman biraz ince açın şebit’i,
Yağlamaya yoğurt kalsa da yesek.
* * * *
Kemer patlıcan da kuzeti, pehli,
Pişer melhem gibi az ala yağlı,
Vurgu yemeğinin başkadır hali,
Misafir yerini alsa da yesek.
* * * *
Oldolacak bayram etsin şu mide,
Kayısıyla tut sallasalar bi de,
İki kaşık alınmaz mı aside,
Pekmezli nevzine gelse de yesek.
* * * *
Şu kalaylı aşırmayı götürün,
Kuyudaki karlı sudan getirin,
Seki duldasına beni yatırın,
Kalanlar akşama kalsa da yesek.
TURŞUMUZ
Güz geliyor hazırlıklar başlasın,
Yoğun olur bu aylarda kışımız.
Odun, kömür dert de sen en baştasın
Çünkü çetin bu şehirde kışımız
* * * *
Yakacaklar yerleşmişken bıcağa, (Dip oda)
Salça işi kalmamalı sıcağa,
Güneşlerde dayanılmaz ocağa,
Sakınalım ağrımasın başımız.
* * * *
Bu sene ki pekmezimiz pek duru,
Güvelenmez kayısımız çok kuru,
Sekiz batman yetmez mi gilaburu?
Ekşi olup kamaşmasa dişimiz.
* * * *
Aş makarna iki çuval un yuttu,
Komşu patlıcanı damda kuruttu,
Bu sene ki kışlığımız çok tuttu,
Yaza kadar yetişmeli aşımız.
* * * *
Budur usulümüz, bu ananemiz,
Misafirsiz kalmasın hiç hanemiz.
Çorba için kurudumu nanemiz?
Soğuklarda sıkışmasın başımız.
* * * *
Bilmiyorum neden uyduk çocuğa?
Baharatı çok doldurduk sucuğa,
Malettik Allahdan ikibukuğa (milyon)
Bizimki boz oldu” diyor komşumuz.
* * * *
İğdeyi topladık, tut kuruttuk mu?
Bilmem ki hesabı iyi tuttuk mu?
Söyleyiniz başka şey unuttuk mu?
Kafamızda kalmasın hiç kuşkumuz.
* * * *
Değil bebelerin gözleri delik,
Kimseyede imrenmezler üstelik,
Amma illa yapılmalı çökelik
Kurulmalı illa kelek turşumuz
BAĞCILIK HATIRASI
Bağa göçme zamanı geldi mi pek coşardık,
Haftalar öncesinden hazırlığa başlardık.
Har hazın tedâriki yapılırdı ilk önce,
Planlar yapılırdı düşünüp, ince ince.
Sofa’nın ortasına sandıklar çekilirdi,
Yonu yastıklarımız yanına dikilirdi.
Şehirde kalacaklar yüklenirdi üst üste,
Mitil’ler, melefe’ler örtülürdü en üste.
Hepsinin üzerine iskembi yorganımız,
İşte mâhraç da hazır, rahat etsin canımız.
Komşular dolaşılır, kırmış isek bilmeden
Helallık alınırdı arabacı gelmeden
Herşeyler hazır diye uçuyorken neşeden,
O an at arabası görünürdü köşeden.
İlk önce arabaya yerleşirdi kap, kacak,
Bohçalar verilirdi sonradan kucak kucak.
Sarmalanmış yataklar üst üste verilirdi,
Bağlanır dört yanından, belki de devrilirdi.
Arabanın ardına ekmek sacı asılır,
Artık bağa göçenler kasılır da kasılır.
Zor belâ arabanın üzerine çıkardık,
Şehirde kalanlara hep tepeden bakardık.
-Yürüdü arabamız atımız da küheylan
“Sıkı tutunun bari düşersiniz aman lan”
Diyerek kadın anam kaygısından erirdi,
Uçuyoruz sanırken ona kim hak verirdi.
Bayırları çıkarken erirdi iç yağımız,
Ve nihayet tepede görünürdü bağımız.
Bayırın ortasında at kalmasın, dilerdik,
Belki at çekmez diye yük olmaz da inerdik.
Arabacı da iner, çeker atın başından.
Elimizde olurdu takos, cingi taşından.
Gitgide yavaşlayan araba korkuturdu,
Gider, gider bayırın ortasında dururdu.
Hemen tekerleklere cingi taş yerleşirdi,
“At az soluklanmalı” fikirler birleşirdi.
Mola biter sonunda, küheylana “deh” derdik,
Ter su içinde bayır aşılır da, “hah” derdik.
“Düzlüğe çıktık artık yolda koymaz Yaradan”
Arabacı keyifle çekerdi cigaradan.
Düzlüktü artık kalan, hem de azdı yolumuz,
Genişlerdi sonunda daralan soluğumuz.
Biraz daha giderek bağ gediğini aştık,
Bin bir sevinç içinde bağımıza ulaştık.
Gözümüzde tüterken kuyudan karlı sular,
Bir yorgunluk kahvesi getirirdi komşular.
Boşaltmak için yükü, yatakları dallardık,
Kirasını vererek arabayı yollardık.
El birliği içinde taşırdık eşyaları,
Çözülüyordu tek tek yatakların bağları,
Annem babam yüklüğe yatak yorgan kaydılar,
Sedirleri acele bir düzene koydular.
Biz sekiye minderler serdik, gölgenlik diye.
Yorulmuştuk uzandık, gölge serinlik diye.
“Yola gece çıksaydık dal öğleye kalmazdık
Araba çift at olsa böyle rezil olmazdık”.
Kulağa nenni geldi anamın bu sözleri,
Uykuya teslim ettik, yorgun olan gözleri.
Uyandık; akşam olmuş ezanlar okunmuştu,
Anam büyük tepsiye yiyecek doldurmuştu.
Yedik, içtik üstüne kuyudan karlı suyu,
Terli terli içirmez anamın titiz huyu.
Akşamın karanlığı çöküyordu ovaya,
Gecenin zevki başka, girdik ayrı havaya.
Garbit dolu çıramız ışık verirken bize,
Ergap, büyü korkusu gelirdi içimize.
Kuyumuzun başına serilirken yataklar,
Belli olmaz, geceler içinde neler saklar?
Girerdik yataklara sırt üstü, göz semâda,
Bir sessizlik çökerdi, dinlerdik söz semâda.
Üstümüze bir yorgan gibi iner gökyüzü,
İçimizden geçeni sanki dinler gökyüzü.
Gördüğümüz yıldızlar bazan kaypak kayardı,
Bazıları durmadan bize hep göz kırpardı.
Dalıp giderken böyle görünür ayın nûru,
Hiçbir varlık veremez o geceki hûzuru.
Sanki yastığa değil, koyardık yıldıza baş,
İlk geceden olurduk yıldızlarla arkadaş.
Tarifsiz heyecanla kavuşurduk sabâha,
Yaşamaktan zevk duyar hamd ederdik, Allâha.
Göğümüzü betonlar kapladı, yıkılası
Bağda geçen günlerin böyledir, HATIRÂSI…
Bir de bağcılık için söynenen türküler vardı.
Hatırımda kalanları sizlerle paylaşayım.
Bir bağ dutdum da eğri bıcakdan
Üzümü çabık yitdi sarı sıcakdan
Tırtır baba bunaltmadı yakacakdan
Kedefendi dolmuy gapdı ocakdan
Anşâlanı ergap sokdu bacak dan
Temmuz sıcağında yanan bağcılar
Makanna suyuyunan (*yunan) bağcılar
Ak guyunun başında paltanın sâl
Bir eşşeği olsadı olurdu vâli
Avrâdının ayanda yarım şak nâli
Mesârif torbası da sırtın da bağlı
Bilmem ki nolacak bunların hâli
Satamaz arkadaş avradın malı
Temmuz sıcağında yanan bağcılar
Makanna suyuyunan (*yunan) bağcıla
Çifdöğön çişmeside hor hor akıyo
Gıraç bağcılarda yan yan bakıyo
Tenike delinmişde bekmez akıyo
İrezillikde diz boyuna çıkıyo
Temmuz sıcağında yanan bağcılar
Mantı suyuyunan* yunan bağcılar
Kayserili olanlar bağa göçer baharda,
Komşu yardımı vardır , kalınmaz asla darda.
Gündüzleri hanımlar gezerler niyet niyet,
Sabah , öğlen kafilesi , tutulmaz bağda diyet.
Akşamları beylerden kurulur oturmalar,
Lüküslerle hoş olur götürüp getirmeler.
Doyulmaz ay altında sohbetin koyusuna,
Sokulmaz kötülükler dostluğun kıyısına.
Bağın içinde olur pazar geldi mi herkes,
Kimi bostan çapalar , kimi ot yolar, firez
Kimisi engir alır , kimisi aşı yapar,
Kimi ocak yakmaya uğraşır , tezek toplar.
Kimi kürek , kazmayla başlar çukur eşmeye,
Doyulur mu sanırsın toprakla güreşmeye?
Mihaneler kavrulur , içlenir bazlamalar,
İnce ince şebitten yapılır yağlamalar.
Sarımsaklı yoğurtlar üzerine sürülür,
Yağlar sızar parmaktan dürüm dürüm dürülür.
Bazı ev misafirli , büyük sofra kurulur,
İlla pehliler pişer , köze yemek vurulur.
Kevgir kevgir üzümler dirmiti , hevekliği,
Bir kelek almak için dolaşır tevekliği.
Yemekler neşe ile yenilir kahkahalı,
Birileri uzaktan seslendirir kavalı.
Bir huşu bir huzurla nevzineye başlanır.
Kimi baldan , kimisi asideden hoşlanır.
Sepet, sepet kayısı toplanır misafire,
Elinin beğendiği al denilir habire.
Böyle coşku için de geçerken günler , aylar,
Güz mevsimi yaklaşır , başlar geriye saylar.
Dut, kayısı tükenir , marmelatla , pestille,
Bağ bozumu zamanı anlatılmaz ki dille.
Hevenklikler bir ayrı, karalık ayrı konur,
Parmak üzümü ayrı, gül üzümüyse onur.
Şirileğeni gider bakırcıya , kalaya,
Bağcılık hoştur amma öyle gelmez kolaya.
Şirânenin içinde üzümler ezdirilir ,
Çörü çöpü ayrılır , şiresi süzdürülür.
Koca koca leğenler yerleşirken ocağa,
Gezer gilamadalar , çirpiler bağdan bağa.
Sabahlara dek kaynar , işi çoktur pekmezin,
Bakarsın ocak yanar , kapısında herkesin.
Kimi erken kaynatmış , pestil sermeye başlar ,
Kimi köfter kurutur , uzun geceli kışlar.
Misafire koymaya kuru üzüm kayısı,
İğde, muşmula, ceviz, hevekliktir en hası.
Bağda hazırlık biter, göç günü kararlanır,
Şehire giden her şey yan yana sıralanır.
Kolay taşınsın diye denk yapılır her biri,
Bağdan göçeceklerin tez duyulur haberi.
O akşam eğlencenin tadına doyum olmaz,
Bağrışma, çağrışmadan göçü duymadık kalmaz.
Uzaklara işaret, alemetler yakılır,
Yanan boy boy ateşle ayrılık anlatılır.
Tüm çocuklar bağrışır “ biz alemeti yaktık,
Gidiyoruz kilidi kalanlara bıraktık”.
Sabah erken kalkarak, gideceğiz biz bağdan,
Size dost tavsiyesi, korununuz tosbadan.
Dağı yedik, bağ yedik yedi çölmek yağ yedik,
Biz artık göçüyoruz size kapandı gedik.
Hoş nağmeler içinde buruk olur ayrılık,
Gam değildir yinede bize dosttan gayrılık.
Sabahın seher vakti şehir yolu tutulur,
Asırlar geçse sanmam, bağcılık unutulur…
ANADOLU ÂDETİ
Hiçbir ülkede olmaz Anadolu âdeti
Saymakla bitmez örfün, geleneğin adet’i
Anâneyi sürdürür asırlardır yöremiz
Türk, İslam ahlakıdır, yaşatılan töremiz
İnsanadır tevâzu, insandır asıl değer
Dayanışma ne güzel âdetimizmiş, meğer
En kutsal bir görevdir hastaları ziyaret
Ev sahibine mahsus, misafire ziyafet
Yardımın en büyüğü olur, ev yaptırana
Hediyelerle yarış başlar kıran kırana
Doğum olur, göz aydın yarışına girilir
Kutlanır loğusalar, hediyeler verilir
Gözden korunmak için,un dan tütsü yakılır
Omuzlara iğdeden, nazarlıklar takılır
Bebeklerin omzunu süsler göz boncukları
Gözdesidir evlerin hep erkek çocukları
Çocuk evin neşesi,el üstünde tutulur
Kucaklarda taşınır, kucakta uyutulur
Büyür erkek çocuğu, gelir sünnet yaşına
Bir kaftan giydirilir, taç takılır başına
Sevinçlerin büyüğü, düğün dernek kurulur
Sünnet en büyük şeref, çifte davul vurulur
Artık erkek adayı, güller açar bahtında
Bir padişah edası olur sünnet tahtında
Maşallahlar takılır başındaki tacına
Her gelen altın takar yastığının ucuna
Budur anânemizin yükselen dostluk sesi
Budur dayanışmanın en asil göstergesi
Ay döner , yıllar aşar gelir askerlik çağı
Vatana hizmet için bekler erlik ocağı
Adı n’olursa olsun asker Mehmetçik olur
En büyük milli birlik, en kutsal milli gurur
Kurbanlık koçlar gibi kınalanır her yanı
Vatana feda olsun, vatana fedâ canı
Vedâ sırası gelir herkesle helâllaşır
Güle güle gitsine herkes hediye taşır
Davullar zurnalarla askere uğurlanır
Destek bitmez askere her ay harçlık yollanır
Vazife mutlu duygu görev aşktan mukaddes
Hoş geldine gelinir asker evine herkes
Artık oğlan annesi haklı gurur takınır
Gördüğü her güzeli ölçer,biçer,bakınır
Gelin almak gayesi,oğul evermek niyet
Aylar yıllar gezilir aday çıkar nihayet
Kız evi, oğlan evi karşılıklı ikramlar
Yuva kurmak sevaptır bunu bilir insanlar
Kimisi mutfak dizer, kimi yatak odası
Sözü var, evleneni darda koymaz Hüdâ sı
Herkes bir ayrı parça getirir ikram diye
Kimisi halı kilim, bardak, tabak hediye
Küpe, yüzük, bilezik takılır âdet bu ya
Fişeklikler dizilir geline boydan boya
Tabak, çanak, kap, kacak dostlardan karşılanır
Anadolu adeti ayakta alkışlanır.
SANAYİ
Her sabah, her sabah sana gelirim
Söylenen sözlere kandım Sanayi
İyi olan dışınmış ne bilirim,
İçine girince yandım sanayi.
Dediler ki; sanat ilmi çıradır,
Sanatkârın eli yüzü karadır
Akşam üstü cebi dolu paradır,
Az çalıştım çok yanıldım Sanayi.
Görünüşün yol açıyor mestine
Biniyorsun insanların üstüne
Nedir bize kinin, söyle kastın ne?
Bilmeyerek nazar kaldım Sanayi.
Takıldı boynuma mesleğin ağı
Sende geçti ömrümün güzel çağı
Kat kat oldu çıkmaz elimin yağı
Sabun süre süre yıldım Sanayi.
Böyle midir sanatkârın kaderi,
Silerim yeniler alnımın teri
Üç sabun eritir boynumun kiri
Yıkana yıkana öldüm Sanayi.
20/10/1972
APARTMANDA YAŞIYORUZ.
Daha ne gün göreceğiz.
Apartmanda yaşıyoruz.
Elbette öğüneceğiz.
Apartmanda yaşıyoruz.
* * * *
Eskiden yaşardık katsız
Şimdi uçarız kanatsız
Kimseler etmez rahatsız
Apartmanda yaşıyoruz
****
Gayet sağlamdır yapımız
İçten sürgülü kapımız
Duyulmaz ölsek hepimiz
Aparmanda yaşıyoruz
****
Komşularla tanışırız
Kapıda selamlaşırız
Asansörde kaynaşırız
Apartmanda yaşıyoruz
Komşu gelmez biz gitmeyiz
Komşuluk hakkı gütmeyiz
Hâl, hatırdan söz etmeyiz
Apartmanda yaşıyoruz
****
Aç oturup, aç yatarmış
Derdine bin dert katarmış
Bana ne ki derdi varmış
Apartmanda yaşıyoruz
****
Benim yaşantım şahane
Anlamam başka bahane
Karşı komşudan bana ne
Apartmanda yaşıyoruz
****
Moderiniz yoktur çözüm
Kendimedir kötü sözüm
Haksızmıyım iki gözüm
Apartmanda yaşıyoruz
KAYSERİ’DE
Eğer mutluluk ararsan,
Kayseri’de, Kayseri’de,
Şayet huzuru sorarsan,
Kayseri’de, Kayseri’de
Her yanımız bağ ve bostan,
Üzüm esirgenmez dostan,
El ele çıkarız yastan,
Kayseri’de Kayseri’de.
İç içedir seyranımız,
Düğünümüz bayramımız,
Su yerine ayranımız,
Kayseri’de, Kayseri’de
Kar ile dolar kuyumuz,
İkramı sever huyumuz,
Her yerde sebil suyumuz,
Kayseri’de, Kayseri’de
Bizdedir dostla kaynaşma,
Bize özel dayanışma,
Sanki âdet yardımlaşma,
Kayseri’de, Kayseri’de.
Zenginimiz sakâvetli,
Misâfir bizde kıymetli
Her ev ikramlı,izzetli
Kayseri’de, Kayseri’de.
Leave a Comment
Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to comments via RSS Feed