KAYSERİ FIKRALARI- videolar
KAYSERİLİ
Ticaretçidir- İktisatçı dır-Hesapçıdır-pratik zekaya sahiptir, hazır cevap ve ikna kabiliyeti yüksek olan insanlardır.
Bu açıdan gözaçık insanlara Kayserili denihgxr.
Velhâsıl Kayserili olmak bir ayrıcalıktır.
Bunun doğruluğunu dünya kabul etmiştir ama ben yinede yukarıda saydığım özellikleri meşhur fıkralar ile örnekleyeyim.
TİCARETCİLİĞİ
Kayserililer çocuklarını ticaretçi yetiştirmek için onlara okul tatillerinde su, marul, simit, semşâmer
(semsgamer, Ay çiçek)çekirdek sattırırlar.Başarılı olan çocukları ilk okuldan sonra ticarete vererek onun tüccar olmasını sağlarlar.Ticaretçiliğe şartlanmış ve alım satım, şuur altına yerleşmiş bir ilk okul ikinci sınıf öğrencisine öğretmeni soruyor
-Oğlum söyle bakalım iki kere iki kaç eder. Cevap müthiş
-Alırken mi, satarken mi Öğretmenim.
Başka örnekler.
Öğretmen çocuğu tahtaya kaldırıp soruyor.
-Oğlum varsay ki ben manifaturacıyım ve sana bir kumaş satacağım deki kumaşın metresi on milyon lira, ben sana sekiz metre kumaş vereceğim senin bana kaç lira ödemen gerekir.
-Otuz milyon lira.
-Bak yavrum anlamadın galiba, metresi on milyon sekiz metre diyorum.
-Olsun otuz milyon. Deyince, Öğretmen çocuğun anlamadığını sanarak ona kızıyor ve;
-Otur yerine diyor. Çocuk otururken aynı sıradan başka bir öğrenciyi çağırıyor. O öğrenciye tahtadan gelen öğrenci diyor ki;
-Bana bak arkadaş öğretmenin sorusuna otuz milyondan fazla verirsen seninle bütün arkadaşlık ilişkilerimi keserim bilmiş ol.
*******
Bitmez misâllerden biri daha: lisede okuyan öğrencilere ilerde ne olmayı düşündükleri soruluyor.
Öğrencilerden bir kısmı;
-Beyin cerrahı, bir kısmı kalp mütehassısı ve bir kısmı da kulak burun boğaz uzmanı olmak istediklerini söylerken Kayserili öğrencilerse
-Biz olsak olsak diş doktoru oluruz diye cevap veriyorlar. Öğretmen neden diye sorduğunda Kayserililerin cevabı oldukça ilginç ve ticaridir.
-Öğretmenim bütün insanların tek bir kalbi tek bir beyni ve tek bir boğazı olur, oysa her insanın otuz iki dişi vardır.
HESAPCILIĞI
Adanalı, Antepli, Rizeli ve Kayserili aralarında konuşurlar
-Yarın hava iyi olursa piknik yapmaya gidelim. herkes yanında bir şey getirsin.
Bir gün sonra Antepli yanında baklavasını
Adanalı kebabını, Rizeli çayını, Kayseriliye bakıyorlar o da yanında kardeşini getirmiştir.
*****
Mahalle bakkalı çok sevdiği bir çocuğa dükkanında ki fındıklardan bir avuç almasını söyler. Çocuk almaz.
Adam çocuğun utanıp almadığını sanarak;
- Oğlum, hadi çekinme bir avuç al
- Yok almam
- Sevmez misin
- Çok severim
- O zaman niye bir avuç almıyorsun
- Sen kendi avucunla verirsen alırım
- Niye, ne fark eder ki
- Senin elin daha büyük, avucun büyük olur da ondan…
PAZARLIKÇILIĞI
Kayserili, bir lokantaya girer vitrinde çok güzel kızarmış sergilenmiş kelleler durmaktadır. Onlardan iri kıyım bir kelleyi garsona göstererek hemşerim şu kör kelleye niyistiyon (ne istiyorsun) kaç para istiyorsun der.
* * * *
PAZARLIĞA GİRİŞEBİLİR MİYİM?
Kayseri de pazarlık değişmez bir âdet halindedir. Hemen her dükkanda yıllardır süregelen bir gelenektir. Bu durum ilkokul çocuklarına bile yansımıştır. İki çocuk bahçede konuşurlarken aralarında pazarlık söz konusu olur:
- Beş kere beşin yirmi beş ettiğini bildiğin halde, niye öğretmene yirmi sekiz diye cevap verdin?
Öğrenci çok olgun bir şekilde cevaplar arkadaşını
- Öyle olduğunu biliyorum da, belki öğretmenimle pazarlığa tutuşursak diye düşündüm.
KAYSERİLİ KANI
Kayseri’ye gelen bir Amerikalı aniden rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır. Çeşitli muayenelerden sonra
kan verilmesi icapeder. Anonsla kan aranmaktadır.
Bunu duyan bir Kayserili kan vermek üzere hastaneye gider. Bin dolara bir ünite kan vermeyi kabul eder. Kanı verir ve parayı alır. Bir saat sonra yeniden kan gerekir, Kayserili yine kan verir bu sefer Amerikalı beş yüz dolar teklif eder. Kayserili ise aynı ünite kana bin dolar vermişken şimdi neden beş yüz dolar veriyorsun deyince, Amerikalının cevabı ilginç olur.
- Çünkü, artık bende bir Kayserili kanı taşıyorum, istenenin yarısı
İKNÂ KÂBİLİYETİ
Kayserili bir tüccar pazara ineğini satmak için götürür.
İnek ahırdayken ineğin gözü önünde on bin lira sayıp cebine koyar. Pazarda ineği on iki bin liraya satmak ister tüccara derler ki
- Bu inek on iki bin lira etmez.
Kayserili yemin eder;
- Vallahi de billahi bu inek sabahtan on bin lira gördü.
* * * * *
Kayserili, İncesu Nahiyesinde ki bir Han’a gider orada Hancı ile bir yolcunun münakaşa ettiklerini görür ve nedenini sorar.
Yolcu:
- Arkadaş ben böyle iş görmedim hancı olacak adam beni eşşekle bir tutuyor.
Kayserili Hancının ne yaptığını anlamak ister Hancı şöyle demektedir.
-Hemşerim bu adam han’ımda beş gündür yatıyor beş gündür de eşşeğine bakıyorum. Adamın günlüğü on kuruştan elli kuruş eder eşşeğin günlüğüde on kuruştan elli kuruş da o eder tamamı yüz kuruş eder diyorum yolcu ise kızıyor, paramı vermiyor.
Kayserili anlar ki bir onur meselesi var, zaten Kayserilinin mantığında müşteriyi haklı çıkaran bir deyim’i de var “Müşteri dâima haklıdır”. Bu düşünceyle Hancıyı haksız görerek şöyle bir öneri getirir.
-Arkadaş sen haksızsın. Bu amıca haklı. Sen eşşeğin günlüğünü üç kuruştan say, Hacı amcanın günlüğünü de yedi kuruştan say ve o hesaptan yine yüz kuruşunu al der.Bu sayısız örnekleri olan ikna tarzı Kayserililere sanki Allah vergisidir. Recep Çalkaner- Aslan Gayserilim.
HAZIR CEVAPLILIĞI
Burada şu gerçeği ifade etmeden geçemiyeceğim. Aşağıda ki fıkralarda Eşek boyama veya eşek etinden pastırma yapma diye Kayseriliye yakıştırılmaya çalışılan bir Yahudi karalamasına inanan insanlarla, Kayserililerin ilginç cevaplarını bulacaksınız.
Bilindiği gibi bir zamanlar Kayseri’de Rum ve Ermeniler de yaşamıştır bunların arasın da illâ Yahudi kökenliler ve sucuk pastırma imalatçıları da vardır.
Yine bilindiği gibi Kayserililer sucuk ve Bastırma yapımında ustadırlar.İşte Kayserilinin şöhretini zedelemek adına Yahudilerin ortaya attığı iğrenç iftiraya bir takım düşüncesizlerde inanır görünürler. Oysa Kayserililer dinini, diyanetini bilen Allah’tan korkup kuldan utanan insanlardır.
hayır ve hasenatta yarışır, öbür dünyasını mamur etmek için elinden geleni yaparken, mekruh olan bir işe neden tevazu göstersinler.
Bunu düşünen beyinler elbette fark edecektir.
Yani hiçbir Kayserili eşek etinden bastırma yapmamıştır çünkü her şeyden önce Allah’tan korkar.
Geçmişte yedi medresesi olan (üniversite) ve din âlimi yetiştirilen, Tarihte Makara ulema Bilginler şehri diye ad kazanan bir şehrin insanı olan Kayserililere, Yahudilerce sürülmüş bir karadan başka bir şey değildir.
BOYACI ÇOCUĞUN AKLI
Okul saatleri dışında ayakkabı boyayan bir çocuğa, ayakkabısını boyatan bir taşralı nerelisin ?diye sorar, Çocuk:
-Kayseriliyim, der
ayakkabı boyatan adam alaycı bir ifadeyla münasebetsizce:
-Kayseri de Eşşeği nasıl boyarlar?
Boyacı elinde ki fırçasını müşterinin ayakkabısını üzerinde daha süratle gezdirerek:
-İşte böyle, efendim,der.
İKİ KİLO YETİŞİR
Kayserilinin birine
-Bir eşşeği boyamak için ne kadar boya gider, diye soran bir münasebetsize Kayserili cevap vermeden önce onu iyice süzdükten sonra:
-Sen kalıptakine iki kilo yeter, der.
.
SANA İLİŞMEZLER
Münasebetsizin biri Kayseriliye sormuş:
-Yahu…siz eşek etinden pastırma yaparmışsınız, doğru mu?
Cevap Kayseriliye yakışır biçimdedir
-Kayseri’ye gideceksen hiç merak etme, sana ilişmezler.
AMERİKADAN MÜHENDİZ
Kayseri’nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapılıyormuş. Bunun için de eşekten yararlanılıyormuş. Eşek hangi yolu izlerse, orayı genişletip araba yoluna dönüştürüyorlarmış.
O dönemde köye gelen Amerikalı bir barış gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sormuş:
- Ne yapıyorsunuz böyle?
- Yol yapıyoruz.
- Bu eşek ne işe yarıyor?
- O yolun mühendisi. Yola uygun yerini o gösterir.
Barış gönüllüsü gülmüş:
- Ya eşek bulamasaydınız?
- O zaman Amerika’dan mühendiz getirirdik.
Bu eşsiz zeka ürünü, güldürürken düşündüren ve ibretler veren gerçek hayat örneği fıkralarımızın bir kısmını sizlerle paylaşmayı istedim. Hadi okuyalım.
“ ANASINI BOYAYIP BABASINA SATAR “
Kayserili bir adam ellisinden sonra biraz para kazanmaya başlayınca evlenmeye kalkar. Oğulları buna karşı çıkarak
- Aman baba bu yaptığın çok ayıp, anneme haksızlık olur. Onun gösterdiği sevgi ve fedakarlığa reva mı? Ayrıca senin alacağın kadın çok şeyler ister etme eyleme derler
- Ossun oğlum size ne, kazananda benim harcayacak olanda.
Çocukları bakarlar ki babaları laftan sözden anlamıyor. Çare olarak Kayseriliye has keskin zekalarını kullanırlar. Hem aileyi kurtarmak hem de paranın azdırdığı babalarına ders vermek için kolları sıvarlar.
- Tamam baba seni evlendireceğiz. Yeni kadın geleceğine göre artık annemin evde durması yakışmaz. Onu annannemlere gönderelim. derler.
Çocuklar kendi aralarında yaptıkları planı uygulamaya koyarlar.
- Baba sana çok güzel bir kadın bulduk. Yalnız altın istiyor.
-Ossun oğlum güzel ise paradan kaçmam.
-Tamam baba on bilezik , bir gelep inci alacağız , para..
-Baba burma alacağız para..
-Baba düzen düzülecek para..
- Baba çalgı tutulacak para…
-Evini üstüne yürütürse
-Bir tane bağ alırsa
Derken babalarını epey masrafa boğar, evlenmek istediğine pişman ederler.
Nihayet annelerini bir güzel süsleyip, boyalayıp gelinlikler içinde davullu zurnalı eve gelin getirirler. Adam işi fark edemez ve hayatından çok memnun bir gün geçirir.
Herkes merakla sabahı bekler.
Sabah olunca adam bakar ki kadın kendi karısı…her ne kadar belli etmese de hanımından utanır. Çocuklarının ve çevrenin yüzüne bakamaz olur.(Bilindiği gibi Kayserililer aile müessesesine çok düşkündürler. (Bir yuvanın yıkılmasında arş titrer) İslam inancını kabul ederler.
Anne ve baba Kayserililer için önemlidir) Çocuklarsa bir aileyi kurtarmanın sevincini yaşarlar…Bu zekâ örneği hikaye Kayserililer için
“ANASINI BOYAR BABASINA SATAR” sözüne sebep olur.
YAHUDİ’NİN ADRESİ
Meleklerden biri öbür dünyada bir Kayserili ile bir Yahudi’yi karşısına çağırarak:“Bakın” demiş, buradaki davranışlarınız çok hoşumuza gitti, mükafat olarak sizi tekrar dünyaya göndereceğiz. Hatta size bir de dilekte bulunma hakkı tanıyoruz. Ne istiyorsunuz.
Yahudi hemen atılmış:
-Bana bol para ihsan edin. Melek: Tamam demiş,
-Sen ne istiyorsun deyince
Kayserili cevap vermiş:
-Ben mi? bana sâdece şu Yahudi ‘nin adresini verin yeter!..
KAYSERİLİNİN SUMAĞI
Elinde bol miktarda sumağı bulunan bir kayserili, sumağı elden çıkarmak için bir plan yapar.Büyük şehirlerde ki Marketlere sumağı pazarlamak ister,fakat hiçbir market almaz buna karşı Kayserili bir plan kurmak zorunda kalır.
Gün aşırı şehirde ki marketleri dolaşarak müşteri gibi
-Sumak var mı? diye sorar.
Bununla da yetinmeyip güvendiği üç-beş ahbabını da aynı şekilde günde birkaç sefer
-Sumak var mı? Diye sormaya gönderir.
Fakat her defasında:
-Yok, veya kalmadı, gibi cevap alırlar.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra, bu defa aynı market yöneticilerine hiçbir şeyden habersiz miş gibi:
-Bende bir miktar sumak var, alırmısınız? Diye teklif eder.
Marketçiler, bir süredir müsterilerinin sumak arıyor olmaları karşısında teklifi hemen kabul ederek:
-Ne kadar varsa getir, derler.
Böylece, Kayserili sumağının tamamını, hem de istediği
Fiyat dan satar.
LASSA – ÇİMSA – BURSA – MUSA –
Ünlü sanayicimiz Sakıp Sabancı bir gün bir ili ziyarete gitmiş. Onu tanıyan yaşlı bir adam yanına yaklaşarak:
- Ağam Lassa, Toyotasa, Çimsa senin mi? Demiş.
Sabancı “evet” demiş. Bu söz karşısında yaşlı adam yine sormuş:
- Manisa, Bursa’ Fransa, da mı? Senin.
Sabancı “sayılır” demiş. Şaşkınlığını gizleyemeyen yaşlı adam tekrar sormuş:
- Bütün malın-mülküyün öbür dünyada sualini nasıl vereceğin? Demiş.
Sabancı;
- Ne düşünüyon gardeşim. İsa da, Musa da bizim.
VİDEOLAR
TANRI MİSAFİRİ video izlemek için Tıkla
Kayseri fıkralarının tamamı ASLAN GAYUSERİLİM kitabında Kayserideki tüm kitpcılarda
Leave a Comment
Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to comments via RSS Feed